Köprülerinde Kentin

image

Fonda yabancı, hareketli bir şarkı var. Ben yine devinimlere direnen bir halde, gözleri yorgun… Biraz daha sıkı kırpsam gözlerimi art arda gidecek damlalar. Ben ağlarım diye söylenmiyormuş ya  bazı şeyler, iyi bari ruhumun varlığından haberdarlar. Bu ruh hep hercai de neyse neyse…

Okuyamadığım bir  yüz
vardı bugün. Ne öfkesi belli ne sevinci. Her zamanki kişiden bahsetmiyor olabilirim bu sefer. Sarının kucağına doğmuş, esmer, yabancı adamın yüzü.. Okuyamadığım bir yüz, bana yazdırabilir mi ? Hoş, mülhem olduktan sonra gerisi gelir elbet. O kısımlar biraz pinhan, bende kalsın ama bir köprü var. Seni bana, beni sana bağlayamayan. Çok sular geçmiş aradan; tuzlu sular, balıklı sular ve kulesinde kalmış kız.

Geceler aydınlanmış. Senin şehrinde sönmezdi ışıklar, yüzünü okuyamadığım adam. Bir şeylerden mi haberdarsın ? Sana iyi şeyler desem de kızarsın, kötülüğü de sana yakıştıramam ben. Bunları yapmaya takatim yok, basiretim var ve hep bağlanıyor. Çözseydin iyi olurdu ama sen o ipi dolayıp dolayıp beni boğmakla kalmayan adam, neden kesersin kalbime giden iplerimi ?

Ve altından trenlerin, arabaların geçtiği bir köprünün yakınındayım. Al, tüm sular senin olsun ve tüm balıklar. Gece on ya da on bir. Köprünün ayaklarının altına bakın, rengarenk. Bir yanıp bir sönüyor arabaların farlarıyla. Bu yazının aynısı işte o köprü. Kime, neden belli değil. Ben de bilmiyorum ki, gerçekten bilmiyorum. Zamanaşımıdır bu uğradığımız.

Al, ışıklarla aydınlanan köprüyü de sana bıraktım. Al, tüm trenler hızlı sana.

Otobüsün camına yansıyan insanları görmek mi yoksa dışarıya odaklanmak mı ve beni ikilemde bırakan basit bir cam mı ? Ben ki her zaman Kadıköy – Eminönü insanı, işte buralarda otobüs camından bahsediyorum. Karşıya geçip balık ekmek yemekle geçen günün  vapuru bizi alır, arabalar bekler karşıda. Köprü de gözükür, üstünden geçen arabalarla ama ben o köprünün altındayım. Köprünün büyüklüğüne aldanmayan vapurla, martı çığlıklarıyla… Bir sonraki yazıda herkesle karşı karşıyayım. Kalabalıkları aldım karşıma,  İstanbul doğumlu insan kalabalıktan neden korksun ki ? Gece yazıp çizen kız, sabah ezanıyla varır dünyaya. Yazı sever ama doğar eylülün dördünde. Bunlar net şeyler; doğduğum yer, doğduğum gün. Ötesini soranlara verilen cevap aynı; tenhalarda ötesi. Bu yazı da tenhalarında kaybolmuş, İstanbul sokaklarının. Ismini vermeyeceğim o sokakların. Köprülerin konmadığı,  gemilerin karadan bile taşınmadığı yerlerin adını vermeyeceğim. O semtin adı yazıldı. Köprüden denize atıldı. Eridi suda, suda eridi. Sen, meçhule giden bir gemi kalkarken bu limandan sen.. Yüzü okunmayan adam, sen… Sen Ortaköy ..image

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s