Ayçiçeği

Sizlerle görüşmeyeli uzun zaman oldu. Zaman uzun, hisler kısa bu sefer. Net bir şeyler bırakmak isterim ardımda, bekledim bu yüzden. Sohbet türünde bir yazı yazdım, ödevdi. Türünün özelliklerini taşıyor mu taşımıyor mu bilemem sdasdas

Soru cümlesiyle mi başlamam gerekiyor bu yazıya ? Çok sorum vardı oysa yanıtlanmadı hiçbiri. Ben de koştum bu cevapların peşinden sonra bir de koridorda koşup gittim mayıs sabahı, ses çıkmadı bir daha. Şimdi yeniden geliyor ilkbahar, bizden ses yok hala. Sonbaharın gürültüsüne baktım. Yapraklar bile bizden daha çok konuştular, hışırtılarıyla. Birbirine baka baka karardı üzümler de ; siz başınızı pencereden gelen ışığa çevirdiniz, güneşi arayan ayçiçekleri gibi. Kim bilir kaç çiğdem biriktirdiniz o güneş ışığıyla, kim bilir kaç ayçiçeği kaldı karasalın ortasında. Yanlış yerlere ekilmiş bazı bitkiler, tohumları direnmekte. Kışın soğuğuna, yağmurun yağmayışına sitem ediyor hepsi fakat siz bakmıyorsunuz o tarafa. Görmezden geliyorsunuz onları. Sahi, zor olmuyor mu görmezden gelmek ? Ne suçu vardı ki o ayçiçeğinin, zehirli sarmaşıklar gibi boğdu mu sizi ? Dikeni yoktu, sarının en saf haliyle açtı kendini. Kapa dediniz, istemiyorum bahçemde olmanı. Gülün dikenine bile daha çok değer verdiniz, ayçiçeği hep bekledi…

Yukarıdaki metin için tüm kişi ve kuruluşlar gerçektir deyip çekilmek istiyorum aradan. Kişiler kendileriydi ama onlar kendi kötülüklerini göremediklerini için fark edemediler.

Şimdi bir karalama kağıdı kullanmadan, laptopta düzenlemeler yapmadan, bir şiir dizesi ya da bir şarkı sözü eksik kalacak diye korkmadan… Işıklar yanıyorken, kimse uyumamışken yazıyor artık. Pencereden baktığında gördüğü tek ışık, sokak lambasından yayılanlar değil. Tüm evlerin odaları aydınlık, insanların içiyse bir o kadar karanlık. Kararttılar bizi, hepimizi.

Iyi şeyler de söylemek ister yazarlar tabi. Toplumsal gibi görünürler fakat bir kişinin tek mısrayı anlaması yeterlidir onlar için. Müslüm Gürses’in “Susmak neyi halleder, neden anlatmıyorsun ? ” deyişine yazmışlardır belki de bunları.

Sözlü olarak da anlaşmazlar mıydı bizlerle ? Anlaşırlardı ama bazıları çekip giderdi. Onları dinlemezdi, hiçbir açıklamaya yoktu tahammülleri. Her şey değişmişti, bilmiyorlardı. Dokuz ayda bir can doğardı da, dokuz ayda dokuz kez ölmüştü bazı yazarlar. Kırılmışlardı ama hiçbir özür cümlesi beklemiyorlardı. Onlar daha çok üzülmek istemiyordu, sadece buydu. Bitirmesi gereken yazıları vardı yazarın. Kendi sonunu kendisi getirmişti fakat asıl son bu değildi. Biri virgül koymuştu. Virgülün ardındaki boşluklar, o kişinin suskunluğuydu. Daha ne kadar açık konuşabilirdi yazar ? Birileri alkışlar yazarı, birileri de sıranın altından alkışlar. Ayçiçeğinin güneşe muhtaçlığı değildi onlarınki. Ayçiçeğinin toprakla olan dostluğuna, arkadaşlığına dönüşmüştü ve Özdemir Asaf fısıldadı : ” Seni saklayacağım, inan; yazdıklarımda, çizdiklerimde, şarkılarımda, sözlerimde”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s